İhsan Özkes

İhsan Özkes

03.12.2009 11:31:57

25 Kasım 2009 Çarşamba günü Kurban Bayramından iki gün önce, kamuda örgütlü 5 memur konfederasyonunun çağrısı üzerine yaklaşık 2 milyon memur bir günlük işi bırakma eylemi yaptı. Bu eylem yurt çapında etkili oldu. Adeta hayatın akışı durdu. Medya bu eylem içinde cami imamlarının greve destek vermesine ayrı bir yer verdi. Bazı camilerde ezanların okunmadığı, namazların kılınmadığı gibi haberler verildi. İmamlarla röportajlar yapıldı. "Namaza grev molası" gibi cümleler kuruldu.
Arefe günü söz konusu imamlardan birisi beni aradı. "Hocam! Belki izlemişsinizdir. Ben greve destek verdim. Haklarımızı savunma konusunda dayanak olarak hadisler var mı?" dedi. Daha önceden benim de görevlim olan bu arkadaşla, ezanda ve namazda aksama olmaksızın hak aramanın doğal olduğunda görüş birliğine vardık. Grev saati namaz vaktine geliyorsa, ezan okumayı ve namaz kıldırmayı greve katılmayan başka görevlilerin veya liyakatli kişilerin yerine getirmesi koşuluyla, cami görevlilerinin de yasalar çerçevesinde haklarını aramaları yadırganamaz.
"Ben mihraba geçtiğimde kredi kartı borçlarını düşündüğümde bunun cemaate yansıması olumsuz olur" diyen bir din görevlisine, arkasında namaz kılan cemaatin kulak vermesi gerekir. İmamlar insanlara hak ve hakikati öğretmeye çalışırlar. Kendi hakkını savunamayan, sindirilmiş din görevlisinin başkasına hakkını aramaktan bahsetmesi gerçekçi olmaz.
İslam tarihinde imamların greve gitmesi gibi bir eylem türü yoktur. Ancak son yıllarda imamların grevi ve bazı eylemleri zaman zaman gündeme gelmektedir.
Demek ki yaşam koşullarının her geçen gün daha da zorlaşması imamları da çileden çıkarmaktadır. Kendisinin de imam olduğunu söyleyen Sayın Başbakan eğer imamların halinden anlamıyorsa, başkalarının halinden anlaması hiç beklenemez.
Şayet imamlar da yollara çıkıyor, grev elbisesi giyiyor ve hükümete, başbakana sloganlarla sesini duyurmaya çalışıyorsa,  bunu herkesin ciddiye alıp iyi değerlendirmesi gerekir.
Sayın Başbakan grev öncesinde greve katılanlara gözdağı vererek, sonucuna katlanacaklarını söyledi. Hakları verilmeyenler elbette haklarını isterler. Çünkü hak sahibinin konuşma hakkı vardır.
 Hz. Muhammed bir gün, et satan birine; bir miktar et alacağını, karşılığında da evinden getireceği bir miktar kuru hurma vereceğini söylüyor. Satıcı kabul ediyor ve eti veriyor. Hz. Muhammed evine gidiyor, bakıyor ki evde et kalmamıştır. Eti alıyor, satıcıya geri getiriyor ve evinde hurma kalmadığını söylüyor. Bunun üzerine satıcı avaz avaz bağırıp çağırmaya başlıyor. Kendisinin kandırıldığını söylüyor. Oradakiler "Sen kime koştuğunu biliyor musun?  Yazık sana" diyerek satıcıyı susturmaya çalışıyorlar. Satıcı da "Ben hakkımı istiyorum" diyor. Peygamberimiz satıcıyı susturmak isteyenleri "Sizler niçin hak sahibinin yanında yer almıyorsunuz?" diye uyarıyor. Başkasından ödünç alarak satıcının hurmasını veriyor, ayrıca yemek de ikram ediyor ve "Zayıfların incitilmeden haklarını alamadıkları bir toplum iflah olmaz" buyuruyor. (Bakınız, İbni Mace, Sadakat, 17 (2426 nolu hadis).
Yine Peygamberimiz muhtemelen halkın işleri için adamın birinden bir deve ödünç almıştı. Adam ağır bir dille Peygamberimizden alacağını istedi. Peygamberimizin yanındakiler de bu kişiyi paylamak istediler. Peygamberimiz "Hak sahibinin konuşma hakkı vardır" buyurdu ve adama o deveden daha üstün bir deve verilmesini sağladı. (Bakınız, Buhari, Hibe, 24; İstikraz, 4, 13; Vekale, 6; Müslim, Müsakat, 120 (1601 nolu hadis)
Şimdi, Sayın başbakan'a deriz ki, tüm memurların haklarını veriniz. Haklarını vermiyorsanız, haklarını istemelerine mani olmayınız. Hz. Muhammed bile kendisinden hakkını isteyen kimseye engel olunmamasını istemiştir.  Çünkü hak sahibinin konuşma hakkı vardır.

Bu vesileyle Kurban Bayramınızı tebrik ederim.
  • ETİKETLER
PAYLAŞ
« Önceki Işıklar, Yavuzun Cenazesine Katıldı
Sonraki »

YORUM YAP