HASAN-Sabriye Gümüş Anadolu Lisesi 12 Fen-A sınıfı öğrencisi Seval Ceylan "Atatürk ve Gençlik” konulu
kompozisyon yarışmasında İstanbul 2. si oldu. "Hep Genç En Yüce Ruh'a”
adlı çalışmasıyla yarışmaya katılan Ceylan, Silivri ilçesine kompozisyon
dalında İstanbul ikinciliği kazandırdı.
Seval Ceylan, 19 Mayıs Cumartesi günü Nişantaşı Nuri Akın Lisesi'nde yapılacak olan salon kutlama programında ödülünü
alacak.
HEP GENÇ EN YÜCE RUH'A…
"Benim umudum gençliktedir. Her kafanın anlamaktan aciz olduğu
yüksek bir varlıktır gençlik.” Yaşının vermiş olduğu tüm tazeliğe başkaldıran
bir olgunlukla yıkanmış, ışıl ışıl gepgenç yüzüne rağmen yaşadığı tecrübeler
düşüncelerinin çehresinde çoktan ince çizgiler bırakmaya başlamış gerçek bir
liderin dudaklarından döküldü bu sözler zamanında.
İnandığı değerlerden vazgeçmeyen, herkesin son ‘kurtuluş
umudu'na bile sırt çevirdiği zamanlarda daha lise yıllarında Namık Kemal'in
vatanın çaresizliğini anlatan şiirine: "Vatanın bağrına düşman dayasın
hançerini / Elbet bulunur kurtaracak bahtı kara mâderini” naziresini gönderecek
kadar inançlı, nesline ve milletine güvenen gerçek bir liderdi o. Genç
düşüncelerin sesine kulak veren yararlı işler yapmak için imkân bekleyen nesle
sınırları da aşarak fazlasıyla el uzatan bir liderdi. Laf üstünde kalmadı inancı gençliğe. Kurduğu
yeni Cumhuriyet'te Milli Eğitim Bakanlığına gencecik Mustafa Necati Bey'i getirecek
kadar eğitim gibi bir sorumluluğu genç bir bireyin avuçlarına bırakacak kadar
güvendi de. Kurduğu Cumhuriyeti bize, gençlere emanet etti.
Geleceğimizi inşa ederken kökleri sonsuza kadar uzanacak bir
çınarın incecik yeşil fidanıydı. Kurmay başkanı olarak koskocaman bir ordu
elinin altına verildiği zaman o da çok gençti. Hiç mi korkmadı, korktu belki de
ama bir an bile geri dönmedi. Hep yarınlardaydı gözleri, bakışları hep ileride…
Kendisine güvenen kimseyi yarı yolda bırakmadı. O, Türk milletinin kaderini
yeni baştan yazdı.
O, bize yürekten inandı. İyi şeyler yapacaktık. Hep bir adım
daha ileri götürecektik milletimizi. Üstüne kolayca basılıp geçilebilen değil
adından, başarılarından saygıyla söz ettiren bir toplum olacaktık. Çağdaş
uygarlık seviyesinin üzerine çıkaracaktık bilgi birikimimizi. Kendi içimizde
derin boşluklar yaratmayacak ayrılıklara bir kez daha izin vermeyecektik.
Tarihimizi tozlu kitapların arasına gömmeye çalışmayacak, bu milletin
yaşadıklarını asırlar boyu anlatacak ve dersler alacaktık. Tarihin tekerrürden
ibaret olmasına göz yummayacaktık. Milli değerlerimizi özellikle dilimizi
koruyacak ve daima yükseltecektik. O bize güvendi, biz ona sözler verdik.
Tutamayacağımız sözleri vermeyecektik ama vermişsek bir kere söz, gereğini de
yerine getirecektik…
Çok şey mi istedi bizden? Onu biraz anlasak düşüncelerimizde,
hedeflerimizde, yaşamımızda karanlık bir köşe kalır mıydı? Bilim ağartsaydı
saçlarımızı çağımızın ötesine maraton koşmaz mıydık? Demokrasiyi güçlendirenin
fikir çeşitliliği olduğunu bilseydik kabul ettirmeye çalıştığımız
düşüncelerimizle birilerini ezer miydik ya da ezdirir miydik kendimizi?
Bilgiye, gelişime sözde değil davranışta önem verseydik bir kasabanın
kütüphanesi bile yokken en az beş meyhanesi tıklım tıklım dolu olur muydu?
İnsanlığımızı tüketmeye çalışmasaydık kendi özgürlüklerimizin alanını her gün
biraz daha genişletmek için sızlanırken sürekli görmezden geldiğimiz
birilerinin de hak ve özgürlüklerinin olduğunu anımsar mıydık? En değerli
incimizin, Türkçemizin değerini bilseydik sokaklarımızı benliğimize yabancı
sözcüklerle donatır mıydık?..
Ona verdiğimiz sözleri tutamadık. Bir musibet çaldığında
kapımızı o bin nasihatı mumla arayacağız. Umudum odur ki; bir zamanlar olduğu
gibi bize büyük bedellere mal olmasın özgürlüğümüz. Öyle bir noktaya getirdik
ki kendimizi, sınırları arşınlıyoruz, utanıyoruz yaptıklarımızdan hem de nasıl…
Rahatsız ediyor bulunduğumuz durum her birimizi. Sessizleşiyoruz… Kendi
kabuklarımıza çekilip düşünmeye başlıyoruz. Yavaş yavaş, sindire sindire belki
ama dönüşümüz kalıcı olacak, eminim. Ne yaşamış olursa olsun bu millet silkinip
dimdik ayağa kalkmayı hep bildi. Hep anka kuşu gibi küllerinde can buldu.
Yürekten inanıyorum yine yapacak, yine Ata'sına yakışır bir şekilde başı dik
duracak.
Umudumu kaybetmeyeceğim, neslime güveniyorum. Sen rahat uyu. Biz
uyumayacağız, bu milleti de uyutmayacağız. İzinden dönmeyeceğiz. Türk milletini
hep görmek istediğin layık olduğu yere getireceğiz. Biz senin inandığın,
güvendiğin gençleriz. İçimizdeki ateşle bu milleti aydınlatacağız. Gözün arkada
kalmasın Atam. Buradayız, nöbetteyiz…”






