Beyin şartlanmaya görsün

Beyin şartlanmaya görsün

30.01.2014 11:44:31

Kişisel Gelişim Uzmanı Cenk Sabuncuoğlu, bu haftaki söyleşimizde insanların duygu, düşünce ve eylemlerinin beyni nasıl etkilediğini, yaşam modelimizi nasıl etkileyebileceğimizi, beyni nasıl çalıştırmamız gerektiğini, olumsuz düşüncelerden nasıl kurtulabileceğimizi ve renklerin anlamlarını anlattı.

Sabuncuoğlu şöyle konuştu: "Kişi her düşündüğü şeyi beynine fotoğraf olarak kaydedip daha sonra yaşamakla yükümlü oluyor. Beyin, algıladığı her şeyi kendine bir program olarak kaydediyor. Ve kaydetmiş olduğu programı 48 saat içerisinde eğer baskılayarak düşünüyorsa insan, onu hayatına bir yaşam modeli olarak seçiyor. Beyin, her daim sürekli olarak kendinde yaşam modeli bulmakla görevli, yani yaptığı sohbetten, duyduğu müzikten okumuş olduğu yazıların hepsinden bir yaşam modeli çıkartmakla yükümlü.

"YENİ YAŞAM MODELLERİMİZİ SEÇEMEDİĞİMİZ İÇİN HAYATIMIZDA OLUMSUZ SÜREÇLER YAŞIYORUZ”

Hayallerimiz düşünceye, düşüncelerimiz eylemlere, eylemlerimiz de hayatımıza dönüşüyor.Bizler sohbet ederken, konuşurken, düşünürken, kitap okurken hep söylenilen bir şey var; kesinlikle olumsuz düşünme, kimsenin arkasından olumsuz konuşma. Bunun tek nedeni şudur; siz dillendirdiğiniz bütün her şeyi karşınızdaki insanla konuyu çok büyüttüğünüz anda ve olumsuz olan bir şeyi dillendirdiğinizde beynin görevi olan kendi yaşam modeline fotoğrafları kaydediyor. 48 saat ve 24 saat gibi süreçlerde onu beyniniz hikayeler halinde yazıyor. Bir bakıyoruz ki konuştuğumuz bütün her şey hayatımıza dahil oluyor. Maalesef beynimizi çok fazla kullanamadığımız ve sadece pratik hareketler yaptığımız için endeksleyemiyoruz. Yaşamımıza ve özümüze aykırı olan modelleri elimine edemiyoruz. Bunun tek nedeni; çok tek düze yaşadığımız ve beynimizi sanki otomatikleştirdiğimiz, yeni yaşam modelleri kendimize seçemediğimiz için hayatımızda hep olumsuz süreçler yaşıyoruz.

"BEYNİMİZİ AKTİF TUTARSAK, KÖTÜ FOTOĞRAFLARIN YAŞAM MODELİNE DÖNÜŞMESİNİ ENGELLEYEBİLİRİZ”

Kişisel Gelişimciler olarak bizler şunları söyleriz; ‘Yolda giderken her zaman çok hızlı yürüyorsunuz. Sağınıza solunuza bakın, insanların yüzünü gözlemleyin yani beyninizi yorun. Hep aynı sokaktan gidiyorsanız, ertesi gün başka bir sokaktan gidin.’ Bunun tek nedeni; beyni otomatikleştirdiğiniz her anda kendi yapması gereken işi otomatik hale getirdiği için onu zaten normal olarak yapar.Bilinç altında ne varsa, hangi fotoğraflar kaydedilmişse kendine eğlence olarak yeni fotoğraflar çıkarır ve kişinin yaşam modelini değiştirmeye başlar. Beynimizin bunu yapmasına fırsat vermezsek ve sürekli onu aktif tutarsak, hem zihinsel aktiviteleri yüksek seviyeye çıkarırız, hem de beynin kendi içerisinde bulunan o kötü fotoğrafları, olumsuz düşüncelerin bilinç üstüne çıkararak yaşam modeli haline gelmesini engelleyebiliriz.

Bunun için de biz insanlara hep şunu öneriyoruz; Her sabah kalktığınızda sağ ve sol elinizi beyninizin üzerine koyun, bütün dikkatinizi kalbiniz üzerine yoğunlaştırarak derin derin nefesler alarak beynimizin içinde bulunan bir takım sıvı kimyasallarını dengede tutmaya yardımcı olun. Biz ya duygu yönümüz, ya zeka yönümüz birinin daha üzerine çıktığı için maalesef beynimizde bulunan o sıvı kimyasallarının yeri ve ölçüleri değiştiği içinbiz ya çok duygusal, ya çok zihinsel, ya da çok sorgusal oluyoruz. Beyin bunu bir süre sonra yapmaktan haz alır hale geldiği için de sürekli sorgulamaya ve otomatikleştirme sürecine giriyor. Her böyle bir süreçte bilinçaltındaki fotoğrafların veya bizim olmasını istemediğimiz şeyler, beyin tarafından tekrar bilinç üstüne çekilmesini sağlıyor.

İnsanlara tavsiyem şu; beyin denilen ve bize bahşedilen bu güzelliğin özelliklerinin mutlaka öğrenilmesi gerekiyor. Beyin’imizde 13 milyar sinir hücresinin olduğu söyleniyor. Her hücrenin de 7.3kw’luk enerji çıkardığı söyleniyor yani bu şu demek; beynimizi tam anlamıyla kullanıyor olsak İstanbul’un bütün her yerini aydınlatacak kadar bir güç yayabileceğimizi düşünüyoruz. Kuantum tekniğinde de olduğu gibi bizler düşünür, imgeleriz ve onu fotoğraflarla destekleyerek istediğimiz düşünceyi ve yaşamı kendimizi çekeriz. Siz beyni otomatikleştirdiğiniz an, beyin kesinlikle çalışmaz. Aynı şunun gibi düşünün; Bir dükkânınız var. Her saat sabah 8.15’te açıyorsunuz, yeri temizleyip oturuyorsunuz. Gelen müşteriye bakıyorsunuz, tekrar akşam 19.00’da dükkânınızı kapatıyorsunuz. Bu eğer otomatikleşmişse o dükkânın bereketini dahi kapatabilir. Eğer bir gün saat 8.00’de, bir gün 8.10’da açar, geldiğinizde ilk önce yerleri temizlemek yerine tezgâhı silerseniz, daha sonra yerlere geçerseniz, her gün gelirken on kişiye selam vermeyi, iki güç kişiyle sohbet etmeyi kendinize prensip edinirseniz bütün algoritmayı değiştirirsiniz. Eğer her gün dükkânınıza gelen müşterilere sadece, ‘Ne istiyorsunuz?’ sorusunu sormak yerine, ‘Kendinizi bugün nasıl hissediyorsunuz?’la başlarsanız bütün algoritmayı değiştirir, beyni otomatikleştirmekten kurtarırsınız.

7 YAŞINDAN SONRAKİ BİREYLERE ÖZEL

Özellikle yeni yetişen bireyler, 7 yaşından sonra mutlaka beyin otomatikleşmesinden engellemek gerekiyor. Bunun için de çocukların normal ders çalışma süreçlerinde televizyon seyretmek, oyun oynamanın haricinde mutlaka zeka oyunlarına çok büyük önem verilmesi gerekiyor. Bu zeki oyunlarda da düşündüren, beyni zorlayan ve aynı zamanda onu düşündürmeye sevk edecek şeylerle haşır neşir olmasını sağlamak gerekiyor. 7 yaşından sonraki çocukların mutlaka her gün şakak bölgesi dediğimiz ve bıngıldak dediğimiz bölgeye avuç içlerini koyup sekiz defa saat yönünde çevirmelerini öneriyoruz. Bu şekilde beynimizdeki kanın dengeli hareket etmesini sağlayabilir, aynı zamanda olaylara ön yargıyla bakış açımızı ortadan kaldırılabilir ve karşıdaki bireyin beyin enerjisinden yararlanıp kendimize farklı bir sinerji yaratabiliriz.

"BEYNİ ÇALIŞTIRMAZSANIZ, ÇALIŞMAYI ÇOK SEVMEZ”

Bizler eğer yeni bir işe veya yeni bir ilişkiye başlıyorsak, kendimize prensip edinmemiz gereken bir şey var; otomatikleştirmeyi düşündüğümüz an olaya farklı bir şey katmamız gerekiyor. Bu ne demek oluyor? Eğer yeni başladığınız bir ilişkiniz varsa, her gün işe arabayla gidiyorsanız, bir gün yürümeyi deneyin. Bir gün arabanızı farklı bir yere park edip, oradan oraya yürüyerek gidin. Yürürken, yeni tanıştığınız, nişanlınız, eşiniz herkimse, onunla orada yapacağınız sohbet ilişkinizi farklı bir boyuta taşıyabilir. Beyin şunu kabul ediyor; her gün araçla bir yere gidiyorsanız her gün orada ettiğiniz sohbetler klasik hale gelir. Eğer beyni farklı ortamda o kişiyle bir araya getirmezseniz yeni bir sinerji ve yeni bir düşünce yaratamazsınız, çünkü beyin otomatikleşmiştir. Arabada gidilecektir, her gün anne baba konuşulacaktır, çocuklarımızın nasıl olacağı konuşulacaktır. Her arabayla gittiğinizde beyin size aynı düşünceleri getirecektir. Beyni çalıştırmazsanız, çalışmayı çok sevmez. Siz onu çalışmaya yönelttikçe, zevk almayı öğrettikçe beyin kendini geliştirerek çalışmaktan zevk alır. Onun için herkese mutlaka günde bir bulmaca çözmesini öneriyorum. Bulmacayı sevmezlerse, her gün mutlaka 50 veya 100 tane soruyu yanıtlamalarını öneririm. Bunları yapamıyorlarsa, her gün camdan bakmak, bir sokağı seyretmek, gelen insanların hareketlerini gözlemlemek beyin fonksiyonlarını düzenlemek için inanılmaz yardımcı bir şey. İnsanların eğer gazete okuma alışkanlıkları varsa, haberleri okumak yerine başlıklarını okuyup o olay hakkında ilk başta bir fikir jimnastiği yapıp ondan sonra okumalarını tavsiye ederim. Öbür türlü haberi okuduğunuzda kişinin bilinçaltında hangi fotoğraflar varsa hemen onlarla eşleştirir. İstatistiklere göre bir haberi on farklı kişiye okutmuşlar, hepsi farklı algılamış. Kişi bilinçaltında bahsedilen haberle ilgili nasıl fotoğrafı varsa o haberi öyle algılıyor. Önyargılı olmamak için kişi, ilk önce haberin başlığını okuyup bilinçaltındaki hangi kareler varsa, onu üstüne çıkarıp daha sonra haberi okuyup gerçek anlamını böyle bulabiliyor.

"OLUMSUZ DÜŞÜNCELERDEN KURTULMAK İÇİN BAĞ KESME ÇALIŞMASINI ÖNERİRİM”

Bizler olumsuz düşüncelerimizle ilgili mutlaka akşam eve gittiğimizde bağ kesme çalışmasını yapmalıyız. Çok pratik olarak sizi rahatsız eden hangi düşünce kalıbı veya fotoğraf varsa onlarla aranızda bir bağ oluştuğunu düşünüyorve onu kopardığınızı imgeliyorsunuz. Bunlar size ileride oluşabilecek olan otomatikleşmenizi, şartlanmanızın önüne geçmesine sebebiyet veriyor. Hangi düşünceyle karşı karşıya kalırsanız, bilinç üstüne onu çıkarıp anlam katıyorsunuz. Şunu hiçbir zaman unutmamak gerekiyor, insanlar, düşünceleri, eylemleri ve hayallerini bir araya getirerek hayatlarını oluşturuyorlar. Bunu yaparken de önlerine çıkan herhangi bir olay bir anda çıkmıyor. Kişi, bütün gördüğünü, duyduğunu, düşündüğünü hepsini güzel bir kitap haline getiriyor. Bilinçaltına koyuyor. Ve ne zaman beyin otomatikleştirse o kitabı bilinç üstüne çıkarıp onu oynamaya başlıyor. Otomatikleşmeden, şartlaşmadan beyninizi uzak tutun. Her zaman bir şey düşünürken kalbinizle beyniniz arasında bir hortumun olduğunu düşünün. Bu hortumun sürekli olarak yukarıya iyi niyetin, sevginin ve bağışlayıcının beyninize aktığını düşünün. Eğer bir konu hakkında sürekli ön yargılı düşünüyorsanız, o konuyu düşünürken derin nefes alın, kalbinizden beyninize bir şeffaf hortumun olduğunu düşünün. Oradan sürekli bir bağışlayıcılık, sevgi ve aşkın beyninize aktığını düşünün. O düşündüğünüz olayın bir anda şekil şemalinin değiştiğini, karşı tarafa hak verir duruma geldiğinizi ve bir anda olayın enerjisini farklı bir hale geldiğini göreceksiniz.

"HER RENGİN İNANILMAZ DERECEDE ÖNEMİ VAR”

Bu konularla ilgili önereceğim yedi günlük bir çalışma var. Bu söylediğimiz şeyleri insanlar hayatlarına çok kolay geçiremeyebilirler. Sonuçta yıllarca aynı işi ve hareketleri yapmış bir insanın beynini iyi çalıştırmasını beklememiz zor olabilir. Bizler hiç bir şey yapamıyorsak bile her gün Pazartesi’yi kırmızı, Salı’yı turuncu, Çarşamba’yı sarı, Perşembe’yi yeşil, Cuma’yı koyu mavi, Cumartesi’yi açık mavi, Pazar gününü de mor olarak adlandırırsak eğer, insanlar her gün sokağa çıkarken kafalarında birer floresanlambanın yandığını düşünebilir. Her gün belirli renk lambayı imgelerlerse, ne zaman enerjiye ihtiyaçları olduğunda o lambanın tepesinden o ışığın bütün vücutlarına aktığını hissederlerse görecekler ki hayatlarında birçok şey değişecek. Her rengin inanılmaz derecede önemi var. Kırmızı bize enerji verir. Turuncu, insanlarla olan bağlılığımızın kuvvetliliğini imgeler. Sarı renginin bütün vücudumuzdaki direnci arttırdığını ve kişilere karşı bakış açılarımızda daha bir sadakat ve hoşgörü olduğunu imgeler. Yeşili olan insanlara baktığımızda sevgiyi anlatır. Lacivertin kendimizi ifade etmekle alakalı ciddi bir enerjisi var. Açık mavinin daha başka boyutlarda gelecek bilgileri almamıza yardımcı olur. Mor ise karşımızdaki olay ve insana hiçbir anlam yüklemeden herkesin hikayesinin doğru olduğunu kabul etmemizi anlatır. Hayatımızda hiçbir zaman yanlış, doğru, güzel ve çirkin diye bir şey yoktur. Sadece yaşanılan olay vardır, insan da buna bir kanal görevi görür. Başınıza bir şey geliyorsa, onun gelip geçici olduğunu hiçbir zaman unutmamak gerekir. Akan olayda sizin bir aktör olduğunuzu unutmamak gerekir. Siz olayı sahiplendikçe, üzüldükçe beyninize fotoğrafları kaydettikçe onun akmayan ve sabit bir halde olduğunu görürsünüz. Hayatımızda her şeyin gelip geçtiğini düşünürsek sadece o durakta beklerken bile karşımıza gelen olayın bizi sıktığını hissederiz. Serbest bıraktığımızda da akıp, yeni güzel bir olayın arkasından geldiğini mutlaka imgeleriz.”


YORUM YAP