Eğitim Sen 2010/1011 I. Dönemi değerlendirerek bir rapor hazırladı. Raporda yer alan ifadeler aynen şöyle; “2010-2011 eğitim-öğretim yılının ilk yarısının sonu itibariyle Türkiye’de eğitim sisteminin artık kronikleşen sorunları bütün ağırlığıyla varlığını sürdürmektedir. Eğitimin temel bir insan hakkı olması, kamusal finansman yoluyla bütün yurttaşlara eşit ve parasız olarak sunulması gerekirken, önceki hükümetlerin izinden giden AKP Hükümeti döneminde, eğitim hakkı aynı zamanda bir kamu hizmeti olmaktan çıkarılarak piyasa ilişkileri içine çekilmiş ve ticarileştirilmiştir.
“EĞİTİM VE EĞİTİM SİSTEMİ İÇİNDEN ÇIKILMAZ BİR
DURUMA SÜRÜKLENDİ”
8 Yıllık AKP iktidarının piyasacı ve özelleştirmeci politikaları, eğitimi ve eğitim sistemini içinden çıkılmaz bir duruma sürüklemiştir. AKP bu süreci bir taraftan yoğun siyasi kadrolaşma çabalarıyla yürütürken, diğer yandan demokratik, laik, bilimsel ve anadilinde eğitim talepleri görmezden gelinmiş, bu yöndeki talepler yok sayılmıştır.
Geçmiş yıllarda olduğu gibi, içinde bulunduğumuz eğitim-öğretim yılı içinde de eğitimde sınıfsal, etnik, cinsel, dinsel ve diğer her türlü ayrımcılık konularında ciddi, somut adımlar atılmamıştır.
Türkiye eğitim sisteminin yıllar içerisinde artarak büyüyen temel sorunları ve geçtiğimiz dönemde AKP hükümetinin eğitim alanındaki icraatları, 2010-2011 eğitim öğretim yılının ilk yarısında da devam etmiştir.
Eğitimde yaşanan sorunları ana başlıklar altında sıralayacak olursak;
•İlköğretimde okullaşma oranı yüzde 98, Ortaöğretimde ise okullaşma oranı yüzde 60 düzeyindedir. Ortaöğretimde, özellikle mesleki ve teknik ortaöğretimde okullaşma oranı yetersizdir.
•Türkiye’deki okulların halen üçte ikisinde ikili, üçte birinde tekli eğitim yapılmakta, sınıf mevcutları geçmişe göre azalmakla birlikte hala kalabalık sınıflarda eğitim-öğretim yapılmaya çalışılmaktadır. Kalabalık sınıflarda eğitim hem öğretmenler hem de öğrenciler açısından önemli bir sorun olmayı sürdürmektedir.
•AKP’nin eğitime bütçeden yüksek oranda pay ayrıldığı ve okullaşma oranlarındaki artışa ilişkin çizdiği olumlu tabloya karşın yaklaşık 125 bin çocuk eğitim hakkından yararlanamamıştır. Zorunlu eğitim çağındaki 6-14 yaş arası ilköğretime devam etmeyen çocukların 2009-2010 eğitim öğretim yılında 187 bin 432’si, 2010-2011 eğitim öğretim yılında ise 124 bin 830’u okula gidememektedir. Bu öğrencilerin 43 bin 971’ini kız çocukları, 80 bin 838’ini ise erkek çocuklar oluşturmaktadır.
•Okulların fiziki yapı ve donanım açısından yaşadığı eksiklikler sağlıklı bir eğitim hizmetinin verilmesini güçleştirmektedir. Okulların büyük bölümünde araç-gereç, kütüphane, altyapı donatım yetersizlikleri hala giderilememiştir.
•2002 yılında bir veli çocuğu için yılda 720 TL eğitim harcaması yapıyorken, bu rakam 2010–2011 eğitim öğretim yılında 3 bin 131 TL’ye çıkmıştır.
•Ders kitaplarının içeriği hala bilimsellikten uzak, ırkçı-gerici ve cinsiyetçi öğelerle doludur.
•AİHM kararlarına rağmen zorunlu din dersi uygulamasında ısrar edilmekte, başta Aleviler olmak üzere başka inançtan olan ya da herhangi bir inanışı olmayan ailelerin çocuklarına yönelik ayrımcı uygulamalar sürmektedir.
•Öğretmen açıkları sorunu geride kalan dönemde daha da artmış ve ataması yapılmayan öğretmenlerin sayısı 350 bini aşmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı, Personel Genel Müdürlüğü’nün norm kadro esasına göre yaptığı hesaplamaya göre resmi öğretmen açığı 142 bindir.
•Okullar ciddi boyutlarda idari, teknik ve yardımcı personel eksikliği içerisindedir. MEB’in iç denetim raporunda da belirtildiği gibi 27 bin okulda yardımcı hizmetli bulunmamaktadır. Bu nedenle bu hizmetler “dışarıdan hizmet satın alma” yoluyla taşeron işçilere yaptırılmaktadır.
Eğitim sistemi her geçen yıl artan sorunlarla boğuşurken, görevlerini fedakârca yerine getirmeye çalışan eğitim emekçileri, mevcut gelirleriyle giderlerinin ancak yarısını karşılayabilmektedir. Bugün Türkiye’de eğitim ve bilim emekçilerinin büyük bölümü borç ile yaşamlarını sürdürmekte, ekonomik ve sosyal sorunlarının gölgesinde görevlerini yerine getirmeye çalışmaktadırlar.
Eğitim sisteminin yıllar içinde birikerek artan yapısal sorunlarını, geçici, günübirlik politikalarla geçiştirmek ya da çözümsüz bırakmak, ülkenin geleceğine vurulmuş en büyük darbe olacaktır. Eğitim sistemimiz; özellikle yoksul, emekçi ailelerin yaşadığı bölge ve yerleşim birimleri açısından daha büyük ihmallerin, derin eşitsizlik ve yoksullukların yaşandığı bir durumdadır.
Eğitim Sen olarak, çocuk ve gençlerimizin, geleceğimizin bu enkazın altında yok olmaması için acil adımlar atılması zorunluluğunu bir kez daha belirtiyor, parasız, bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitim hizmetinin tüm yurttaşlar için ayrım gözetmeksizin hayata geçirilmesi için somut adımlar atılmasını talep ediyoruz.”
29 Ocak 2011 tarihli Hürhaber Gazetesi'nde






