Sevgili okur, bu yazı 1940 yılında doğmuş ve doğduğu günden beri Silivri’nin Kadıköy köyünden bir yere gitmemiş olan Fatma teyzenin hikayesidir. Ailesi Drama’dan göçmüş gelmiş ve o gün bugün hep bu köyde yaşamaya devam etmişler. Fatma teyze babasını hiç hatırlamıyor çünkü henüz altı yaşındayken hayata gözlerini yummuş. O günden beri de iki abisi baba olmuş Fatma teyzeye. Yirmi yaşındayken İbrahim amcayla evlenmiş. Elli beş yıldır da aynı yastığa koyuyorlar başlarını. Mutlu evliliğin sırrı ona göre eşlerin dayanışması. "Bir gün olsun eşimin ağzından kötü söz duymadım.” diyor ve ekliyor "Sofrayı birlikte kurduk, birlikte kaldırdık. Ben hastalandığımdan beri hep bana yardımcı oldu.” diyor. Bir çift yürekle sofraya kurulan tabaktan yenen yemeğin tadı başka, sobaya atılan odunun ateşi bir başka güzel olur. Evlendikleri zamandan itibaren oturdukları o küçük ev, o kocaman yürekleri ile bir başka büyük gelir insana. Sevda çoğaltır elbet hayatı…
Fatma teyze uzun yıllar hep çalışmış. " Dört yıldan beri çalışamıyorum, eşim ameliyat oldu.” diyor. Derin bir iç çekip "Ee kızım yaşlılık…” Biz konuşurken bir yandan kendi önündeki bisküvileri bana veriyor. "Al kızım al, hepsini bitireceksin bunları.” diyor ve biten çayımı o kadar ısrar etmeme rağmen kalkıp kendisi koyuyor. Kanepeden ağır adımlarla sobaya doğru ilerleyip titreyen ellerine aldırış etmeden yavaşça koyuyor çayı… Sevgi akıyor çay bardağına hissediyorum ve o sevgiyi "ne güzel geldin yüreğime” dercesine yudumluyorum…
Fatma teyzeler hem hayvancılık hem tarım yapmışlar. Ne zaman ki hastalıklar boy gösterince ve çocukları da hayvancılığı devam ettirmek istemeyince hayvanları satmışlar. Toprakla uğraşmayı hep sevmiş Fatma teyze… Soğan, buğday, kendilerine yetecek kadar domates, biber vs. ekmişler. Gençliğinde su taşıdığı günleri, elleri ile yıkadığı çamaşırları anlatıyor bana. Hele de kış oldu mu bitmezmiş çile… Benim babaannemin de dediği gibi "Şimdi her şeyin kolayı var. Bizim zamanımızda ne zordu. Hey gidi heeey…” diye başlayan cümleleri Fatma teyzenin de ağzından duyuyorum. Sonra aklıma Nazım Usta’nın dizeleri geliyor.
"Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yârimiz…”
Fatma teyze ile sohbetimiz sona ererken Fatma teyzenin o mübarek ellerini öpüyorum tüm emekçi kadınların ellerini öpmüşçesine… Ve uğurluyor beni Fatma teyze kapıya kadar. "Çok severim kızım ben seni. Yine gel, hep gel…” Kadıköy dolmuşlarının korna sesleri beni çağırıyor ve kocaman yürekli o kadın mübarek elleri ile arkamdan el sallıyor. Yine geleceğim Fatma teyze, hep geleceğim…






